Bir vasatlığın armonikası

Comments (0) Genel

“İnsan kendini öğrendi.”

“Sonra başını kaldırdı ve diğer insanlara baktı.”

“Evet.”

“İnsan paradan önce harcamayı öğrendi.”

“Sonra harcayacağı bir şey kalmadı ve diğer insanlara baktı.”

“Evet.”

“Diğerleri ne yapıyorsa o da aynısını yapmaya başladı.”

“Yani kendini harcadı.”

“Evet.”

“Ve insanın başına kendisinin getirdiği en büyük felaket olan…”

“Heba…”

“Dönemi başladı.”

Piç / Hakan Günday

Şunu hep düşündüm: Çok fazla sevdiğimiz, değer verdiğimiz ve hayatımıza olumlu yönde etkisi olan insanların kötülük yaptığını öğrensek ne yaparız? Yani hayatımıza anlam katan ama hiç tanımadığımız bir şair katil olsa mesela? Ya da insan hakları konusunda düşüncelerimizi şekillendirmiş biri, tecavüzden hapse girse?

Dünya görüşünü hepimizin tahmin edebildiği Ağaçkakan şöyle diyor: “Atsız’ın Ruh Adam’ı gibi hem de, nefret etsem dahi!”

Alakasız not: Ağaçkakan’ı bugüne kadar duymuş ancak dinleyememişler için öneri.

Çok sorulu bir yazı olacak ancak bu soruların cevaplarını içermeyecek. Yani ince bir çizgi. Ben, hip-hop kültürünü hep bir adım önde tuttum hayatımda. Dinlediğim insanların bana çok fazla şey kattığını hissettim. Bunu savundum. Yeni nesil şair dedim hepsine, ki hala buna katılıyorum. Ama artık savunmayacağım.

Bir soru daha var kafamda: Gerçekten iyi sanat yapan ve 100 sene sonra bile hayran kazanan farklı isimler neden yaşadıkları dönemde değer görmezler? Sadece insanların değer bilmemezliği ile açıklanabilir mi bu durum?

Jack London’ın Martin Eden’ini okuduktan ve 1 saat tavana baktıktan sonra kitabın hikayesini duyduğumda dumura uğramıştım. Öğrendim ki, London parasız kaldığı dönemde, sadece para kazanmak için yazmış kitabı.

Muhtemelen tüm bu soruların cevabı benim bilmediğim felsefi görüşlerde vardır. Ama son dönemde rap dünyasında yaşanan vasat altı tartışmaları bugün yaşadığımız ve virüsten sonra değişecek diye umut ettiğimiz dünyayla yüzde yüz ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Kaotik ve sadece çıkar içeren. Genel müzik piyasası gibi de mesela. Hiçbir şey anlatmayan ama takip edince havalı olunan müzik siteleri, sadece reklamla yürüyen piyasalar, devcileyin bir böcek…

Son tartışmaların içeriğine asla girmeyeceğim. Elle tutulur bir yanı yok çünkü. Bu insanlar bu hale nasıl gelebiliyor, yaşamadığım için de bilemiyorum. Kafamda tek bir soru daha peydah oluyor: Gerçekten ellerinde tüm bu kültürü, karantina döneminde insanlara ufak bir “umut” olabilme şansları varken, eve girip deli gibi üretebilecekken, üretemese bile oturup silkelenmek yerine, nasıl daha da kötü hale gidebiliyorlar? Türkiye diye mi?

Artık rap popüler kültür değil, popülerizmin ta kendisi. Maalesef. Ve ben, bundan nefret ettiğimi bir kez daha anladım. Çünkü tüm dünyada, “diss” diye bir gerçek olsa da, kavgalar edilse de, tweetlerde küfürler savrulsa da, belki de içinde olduğumdan, bu insanların “kaliteli” olduğunu düşünemeyeceğim. Tek düşündüğüm, güzel bir olayı ellerine yüzlerine bulaştırmayı başaran bir avuç insan olacak. Ki dünya son 50 senede bu konuda master yaptı. Bunu deme sebebim ahkam kesmek değil, virüsmüş, insanlar ölüyormuş, sanat camiası kan alıyormuş, insanlara umut olabilmekmiş, bir şeyler değişsinmiş, umurlarında değil. Ya da pardon. Belki umurlarında. Ama o kapasite yok.

#Susamam yayınlandığında, herkes çok sevinmişti. 1-2 kişinin gayretleri dışında, bir kez daha o noktaya gelinemeyecek. O projede bile ayrılmayı başarmıştı insanlar.

Sevdiğimiz, bizi etkileyen ve savunduğumuz insanların, aslında savunduğumuz dünya görüşüne ters yaşadıklarını kabullenmemiz gerekiyor. Khontkar bir cinsiyetçi ve bunu normalleştirdiği için çok suçlu. Sansar Salvo binlerce gencin geceleri umut dolmasına yardımcı olmuş bir MC, ama ünü kaldıramayacak kadar zayıf. Şehinşah, şarkılarında yansıttığını özel hayatında yapamayacak kadar aciz. Gerisi de önemsiz zaten.

Bundan 1 sene önce, işler çığrından çıkmaya başladığı zaman, “bırakınız takılsınlar” moduna girmiştim. Çünkü bu olaylar sadece Türkiye ile sınırlı değil. Her yerde üst düzey vasatlaşma mevcut. Karar da dinleyiciye kalıyordu. Ama artık o çizgi de aşıldı. Artık bir magazini var bu olayın. Nesilleri değiştirme durumları var. 5 sene önce, bırakın hip-hop değiştirsin nesilleri diyecek kadar koyu bir taraftardım. Bugün öyle olamıyorum çünkü eski ramazanlar yok artık.

O kadar boşluktayız ki, sanat takipçi sayısına göre belirleniyor sanki. Kabul edilmesi lazım, artık müzik sektörünün vasatları biziz. O “asi” çocuklar olmaktan çoktan çıkıldı. Yani aslında bundan 10 sene önce Ceza, “Bizi Amerika’dakilerle karıştırıyorlar ancak hata yapıyorlar. Biz farklıyız” demişti. Artık değiliz.

Sanırım bu adamlara rahatlıkla “sanatçı” diyebilmek için biraz daha beklemek gerekecek. Çünkü eskiden vasat disslerle yapmaya çalıştıklarını, artık kaldıramadıkları piyasanın içinde, “tweet” ile yapmaya başladılar ve bu çok iğrenç görünüyor.

Bir önerim var. Bu öneri, bu yazıyı yazmamın da amacı aslında. Sadece bağımsız isimlere yönelin. Tek derdi, birilerine muhtaç olmadan, kalmaya çalışmadan müzik yapmaya çalışan insanlara.

Mesela Da Poet ve Kayra. Nuhado Records isminde, sıfırdan bir oluşumla karşımıza çıktılar. Bazı kişisel gelişim kitapları gibi tanıtımlarla var olmaya çalışan ve hakikaten yapamadıklarıyla komik durumuna düşen ancak eleştirdikleri olguların hepsini tekrarlayan oluşumlar gibi (Bkz: M.O.B) davranmamaya çalışıyorlar. Dünya bağımsız müziğe bir yerde dönecek. Böyle gidebilemez. Bu sokaktan gelen ancak kendilerini asla geliştirememişler, şirketler ve haber sitelerinin pohpohlamasıyla ya çakılacaklar ya da bizi haksız çıkaracaklar.

Ve bu insanlar, -tam da virüsten sonra değişmeyeceğini düşündüğüm dünyada- bir canlı yayında mis gibi kitaplar önerirken, müzik, müzik kültürü muhabbeti yaparken arada 30 kez, “bize destek verin” demek zorunda bırakılıyorlar. İşte tam da bu yüzden kafamda soru işaretleri çok fazla.

Yaptıkları müziğin kalitesini bir yana bırakarak, değişmemeyi yeğleyen insanları, haber sitelerini, yani direnenleri tercih edin. Tam bu noktaya geldiyseniz, yazının başındaki soruları daha da anlamlı bulabilirsiniz. Biraz sorgulamak gerekiyor. Bu kötü insanları desteklemeye devam etmeli miyiz?

Ya da şöyle bir artistik soru ile bitirelim: Sanatçı olmaya devam etmek mi? Yoksa sanatçı olmaya devam etmeye çalışmak için, sanattan vazgeçmek mi?

Yazan: Alperen Delibaş

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir