ALARGA: “Ankara’nın kapalı hâli insanları birbirine yaklaştırıyor”

Comments (0) Ankara, Bizim Sahneler, Genel, Röportajlar

Ankara sahnesi dediniz mi, orada oturup bir duracaksınız. Bu zamana Yeni Türkü’den Özge Fışkın’a, Çilekeş’den Son Feci Bisiklet’e, Pilli Bebek’ten TNK’ye kadar birçok önemli grubun ortaya çıkmasına sebep olan bu sahne, Alarga ile bize yine bir şeyler fısıldıyor. Ankara’nın son dönemlerde en umut verici gruplarından olan Alarga ile yazarlarımızdan İrem Elbir güzel bir sohbet gerçekleştirdi. 


Denizi olmayan Ankara’nın isminin rivayete göre gemi çapası anlamına gelen ancyra kelimesinden gelmesi ilginç. Alarga da bir gemicilik terimi, bu isme nasıl karar vermiştiniz?

Çağın: Ben de geçenlerde öğrendim, bilmem kaçıncı jeolojik zamanda Ankara’da deniz varmış. Ancyra ismi belki o kadar eskiden kalmadır. Alarga’nın ismiyse 2013’ten, “Müzik bir tanedir” fikrinin yaygınlaştığı, tarz ayrımı yapmanın sorgulanmaya yeni başlandığı zamanlardan kalma. Biz belirli bir tarzda değil, belirli bir duyumda (sound’da) müzik yapmak istiyorduk. Alarga ismi de bunun için çok güzel bir metafordu. Alargada durmuşsunuz, çapayı attığınız nokta etrafında, rüzgâra göre, dalgaya göre yönünüzü değiştiriyorsunuz; farklı tarzlara yüzünüzü çeviriyorsunuz, ama hep aynı duyumun etrafındasınız.

Ankara’da herkes herkesi tanır denilir. Bu “yakınlık” halinin müzik yapmaya nasıl bir etkisi var sizce?

Çağın: Herkesin herkesi tanımasından ziyade Ankara’da biri bir şey yapmaya çabaladığında insanlar ellerinden geldiğince destek olmaya çalışıyor. Yapılan işi sevip sevmemelerinin de pek bir önemi olmuyor. Günümüzde bu biraz kaybolmaya başladı gibi geliyor. Ana akım, alternatifin ana akımı, alternatifin alternatifi arasındaki dayanışmada uçurumlar oluşmaya başladığını hissediyorum.

Ozan: Kendinizi daha güvende hissediyorsunuz. Dayanışma oluyor herkesin arasında.

Ankara’nın alternatif müzik piyasasına etkisini ve özellikle mekanların bu konudaki tutumunu nasıl görüyorsunuz? Yeteri kadar destek olduklarını düşünüyor musunuz?

Çağın: Mekânlar da Ankara insanı gibi sevip sevmediklerine, para kazandırıp kazandırmayacağına tahmin ettiğinizden çok daha az önem vererek destek olmaya çalışıyor. Tabii bu söylediğim sadece ana akım sanatçıların çıktığı mekânlar için geçerli değil, çünkü oralarda hiç çalmadık. Alternatifin ana akımı ve alternatifin alternatifi mekânlar destekliyor, ancak onlar da dinleyiciler ve müzisyenler gibi birbirilerinden kopmuş durumda.

Ozan: Ülkemizin koşulları ve dönemin etkileri düşünüldüğünde ister istemez daha maddi odaklı düşünmek zorunda kalıyorlar, ama bu da bana normal geliyor. Fakat piyasanın önde gelen mekânları bu konuda olabildiğince destekleyici.

Mekanlardan bahsetmişken dinleyicileri es geçmek olmaz. Ankara dinleyicisi seçicidir denilir. Bu doğru mu sizce yoksa sadece bir şehir efsanesi mi? Ankara dinleyicisi için ideal kitlelerden biri denilebilir mi?

Ozan: Bunlar biraz 80-90’lardan kalan şeyler sanırım. Tabii ki her şehirdeki hissiyat farklı, ama o fark eskisi kadar değil gibi. Ankara özellikle seçicidir gibi bir durum halen var mı, pek emin değilim.

Ankara için Seattle benzetmesi çok yapılır. Peki bunun sebebi yalnızca “grilik” ve “kasvet” olarak açıklanabilir mi? Ankara’nın müzik sihri nereden geliyor?

Çağın: Sanırım 90’larda Ankara’dan çıkan ve takip eden yıllarda Türkiye’de yapılan müziğe önemli katkıları olan müzisyenler bu benzetmenin temelini oluşturuyor. Ankara’da o dönemde vakit öldürecek şeylerin azlığı, 80 sonrası ithal enstrüman ve iyi ekipmana erişimin kolaylaşması ve bu durumun kıymetinin çok iyi bilinmesinin etkileri 90’larda ve 2000’lerin başında kendisini gösterdi. Ankara’nın müzik sihri o zamanlar müzik çalışmaktan daha iyi bir şeyin olmamasından geliyormuş sanırım. Şu anda durum hâlâ böyle mi emin değilim.

Ozan: Şehrin müziği etkileyen bir yapısı olduğu aşikâr. Ankara’daki yaşantı, insanlar, diyaloglar, düzen vb. her şeyin etkisi mevcut. Grilik ve kasvet var, evet, ama Ankara’nın bu kapalı hâli insanları birbirine yaklaştırıyor bence. Samimiyet ve duygular çok daha ön planda gibi. Olumsuz görünen şey bazı noktalarda insanı olumlu yönde beslemeye başlıyor. Belki sihir budur.

İlk albüm Mono’da İngilizce şarkılar da vardı ama “Bilmende Fayda Var” tamamen Türkçe şarkılardan oluşuyor. Bu değişikliğin nedenini öğrenebilir miyiz?

Çağın: Bilmende Fayda Var sürecinde yaptığımız, ama sonradan Bilmende Fayda Var’da yayınlamamaya karar verdiğimiz 6 İngilizce şarkı var. İngilizce ve Türkçe şarkıları Türkiye’de karışık yayınladığımızda Türkçe şarkıların arasında İngilizce şarkıların kaybolduğunu gözlemledik. O nedenle İngilizce şarkıları ikişer şarkılık kısaçalarlar olarak yayınlamayı planlıyoruz. Ancak henüz nasıl ve nereden yayınlayacağımızla ilgili bir karara varmadık. Bilmende Fayda Var sonrasında aralarına eklenen yeni şarkılarla beraber harmanlayıp, 2019’un sonbaharına kadar bekleyeceğiz sanırım.

Müziğin dışında görsellerle de dinleyiciye hikayeler anlatıyorsunuz. O yüzden albüm kapaklarının hikayesini öğrenmek isteriz çünkü çok güzeller ☺

Çağın: Her iki albümde ve “Bu Şehrin Zaptiyesi” teklisinde Tuba Mücella Kiper ile çalıştık. Mono öncesinde SoundCloud üzerinden Mono’daki şarkıların altısını içeren üç kısaçalar yayınlamıştık. Her ikili kendi içinde bir bütünlük yaratıyordu, kısaçalarların kapakları da o bütünlükten esinlenerek ortaya çıkmıştı. İlk kısaçalar Uzakta’nın kapağı Eren Özgül’ün çizimleriyle, Inside Out ve 25.09 ise Zeynep Kılıçoğlu’nun fotoğraflarıyla ortaya çıkmıştı. Albüm kapağında ise kısaçalar kapaklarının müzikal olarak bulundukları bütünün içerisine görsel olarak yerleştirmek istiyordum. Bu alanda bir becerim olmadığı için kafamdakini anlayıp, fiziksel dünyaya dökebilecek birini bulmam gerekiyordu. Tuba bunu yapmakla kalmadı, hayal ettiğimden çok daha ileriye götürdü ve ortaya o güzel kapak çıktı. “Zaptiye” ve Bilmende Fayda Var’ın kapakları için ise demo kayıtları almaya başlar başlamaz Tuba’yla iletişime geçtik. O da önce güzel logomuz ve “Zaptiye”nin şahane kapağıyla, sonra da Bilmende Fayda Var’la çıkageldi.  

Mono albümü Ankara’da bilindik yürüme rotalarında (benim için özellikle Tunalı-Kızılay hattı) dinlenilmesi gereken bir albüm. Peki sizce Ankara’da belli yerlerin/mekanların şarkıları olsa hangi şarkı nereye ait olurdu?

Çağın: Mono’nun uzun yola daha çok yakıştığını düşünüyorum. Bilmende Fayda Var’daki çoğu şarkı ise dünyanın yuvarlak ve tek olmasından mütevellit, belirli mekânlardan ve zamanlardan ziyade, çeşitli mekânlardaki ve zamanlardaki farklı farklı insanı hatırlatıyor. Ama sanırım şu şarkıların mekân karşılıkları var.

“Hiçbir şey yokmuş gibi yapmayın”: Ulus Gar Meydanı

“Ankara küçük”: Corvus

“Gezegen tuzağı”: Ankara’nın tutmamış bütün müzik mekânları, yeterince dinlenmemiş tüm grupları, müzisyenleri.

“Bu şehrin zaptiyesi”: Ankara Arkabahçe Çizgi Roman Dükkânı. Benim en yakından tanıdığım zaptiye orada yaşıyor.

Ozan:  Bu çok kişisel ve dönemden döneme değişebilen bir şey bence. Şu anda şu şarkı derim, yarın başka bir havada, başka bir kafa yapısıyla, başka bir hissiyatla aslında burası buna daha uygun diyebilirim.

Bu 5 kelimeyi duyduğunuzda aklınıza gelen ilk şeyi söyleyebilir misiniz?

Seğmenler Parkı:

Çağın: Kıymet bilmeme. Seğmenler’in yeri birçoğumuz için çok ayrıdır. Son iki-üç yıldır artan taleple kolektif bir park kirletme başarısına imza atıldı. Parka yazık oluyor.

Ozan: Tuvalet yok ama candır.

AŞTİ:

Çağın: Sizi ilk otobüsle İstanbul’a göndermeye çalışan abiler.  

Ozan: Atom bombası.

Ankara döneri:

Çağın: Mutlu.

Ozan: Vazgeçilmez.

Güvenpark:

Çağın: 13 Mart 2016

Ozan: Dolmuşlar ve çiçekçiler

Hakan: Polis

Dinozor:

Çağın: Galvaniz

Ozan: Jurassic Park

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir