Kime göre, neye göre caz?

Comments (0) Dünyadan, Genel, Güncel, Serbest Bölge

Branford Marsalis, Jazz Times’a verdiği röportajda Robert Glasper ve Kamasi Washington’ın caz müzisyenleri olmadıklarını söyledi.

Kaç yıldır süregelen bir tartışma olduğuna dair fikir birliği sağlanamayan bir mevzu, birkaç gün önce küt diye tekrar karşımıza çıktı. Cazı keşfedip üstüne çalışmaya başladığımdan beri kaç kez bu tip tartışmaların hararetlendiğini gördüğümü hatırlayamıyorum bile. Birkaç ayda bir muhakkak patlak veren bir konu olan cazda radikal gelenekselcilik, naçizane kullanmayı daha çok sevdiğim tamlamalardan caz polisliği ya da caz faşistliği, çok saygı duyduğumuz müzisyenleri karşı karşıya getirip duruyor.

Cazın ne olduğu, kimlerin caz müzisyeni olduğu, cazın nasıl yapılması yahut duyulması gerektiği, hangi müziklerin ya da sanatçıların caz çatısı altında toplanabileceği soruları sürekli bir kalıplaştırma ve sınır çizme çabasıyla belirli otoritelerin dilinde pelesenk olmuş durumda.

Bu tartışmaların başlangıcını 1960 sonrası cazda fusion ve free akımlarının popülerleşmesiyle 70ler olarak kabul edenler var, neo-traditionalists denilen neo-gelenekselci akımın ortaya çıktığı 1980leri kabul edenler var, tartışmayı çok daha eskiye götürenler de. Ki caz tarihine bakınca, Chicago stili ortaya çıktığında gelenekselcilerin Dixieland ve ragtime’a dönme yolundaki istekleri, bebop henüz ortaya çıkmamış ve caz, Amerika’da henüz popüler dans müziğiyken Charlie Parker’ın caz otoriteleri tarafından reddedilişi ve bebop’ın karmakarışık ve caza uymayan bir tarz olduğu yönündeki düşünceler, John Coltrane’in müziğine karşı yapılan muhalefet, Miles Davis’in geç zamanlarında yaptığı müziğe yönlendirilen eleştirileri düşününce tartışmaları cazın ortaya çıktığı döneme kadar götürebilmek ve süreç boyu benzer tartışmalara rastlamak mümkün.

Yeniliğe karşı direniş, statüskocu ve/veya eskiye dair nostaljik bakış insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Toplumlar tarihinde sürekli karşılaşılan bu muhalefet elbet Batı müziği tarihinde de kendine yer bulmuş. Platon’un Devlet’inde belirtilen, daha sonra Aristoteles tarafından daha az sınırlamayla da olsa devam ettirilen müziğin kontrol altında tutulması, müzikte farklılık ve yeniliklere gidilmesiyle toplumda ortaya çıkabilecek düzensizlik tartışmalarından tutun, 14. yüzyılda kilise müziği ve seküler müzikte yenilik getiren Ars Nova’ya (Yeni Sanat’a) karşı insanlarda huzursuzluk oluşturduğu ve dünyevi zevkleri arttırarak insanları yoldan çıkarmaya teşvik ettiği yönünde getirilen argümanlara kadar sürekli ortaya çıkan bir mesele yeniye karşıtlık. Varoluşu boyunca, farklılık ve yenilik üzerine kafa yoran ve ilerlemeyi hedefleyen müzisyenin karşılaştığı bireysel yahut kolektif bir direnç bu.

En yakın ve bilinen örnekler olmaları sebebiyle isimlerini tekrar vereceğim, şu an cazdan ayrı düşünülemeyen Charlie Parker, John Coltrane, Miles Davis gibi müzisyenlerin yaşadıkları dönemlerde yaptıkları müziğin çeşitli kitlelerce kabul görmeyişini düşününce, 21. yüzyılda geçmişten ders alınarak bir ilerleme kat edilmesini diliyor insan. Küreselleşmenin boyutlarından bahsederken; ulus-devlet kavramının şeffaflaşması, sınırların ortadan kalkmaya başlaması, kültürlerin birbiriyle iç içe girişi; artık saf yerel ya da ulusal konseptler yerine glocal olarak adlandırılan küresel ve yerelin birlikteliği konuşulurken; katı çizgilerle müziği sınırlamanın, türleri birbirinden ayırma ve konu dahilinde, cazı bir kalıba koyma çabasının ne kadar mümkün olduğunu sorgulamak gerekiyor.

Türler bir pota içinde erirken ve siyasi sistemlerden tutun toplumlara, kültürlere kadar artık her şey iç içe geçmişken neden hâlâ muhafazakâr bir tutumla 1930ların, 1960ların cazını korumak ve sadece o dönemlerde yapılan müziği canlandırıp üstüne hiçbir farklılık eklemeksizin var olduğu şekilde günümüzde icra etme çabası var, çok büyük bir soru olarak varlığını koruyor. Gelişime açık olmayan, farklılıklardan beslenmeyen müzik nasıl ilerleyebilir? Yeni türler nasıl ortaya çıkabilir? Bu iç içe geçmişlik içerisinde sanatçılar ve ortaya koydukları müzik nasıl sınırlandırılabilir yahut tüm bu yorumlar kime göre ve neye göre, kimin kabul edeceği bir otorite tarafından resmi olarak kabul edilebilir? Sanatçının kapasitesi, bilgisi, geçmişi, eğitimi yalnız icra ettiği yahut ortaya koyduğu müzikle mi sınırlandırılmalı?

 

Bu tartışmaların sonuncusu, cazda neo-gelenekselci duruşun timsali Marsalis ailesinin üyesi Branford Marsalis’ten geldi. Ki şaşırdığım bir nokta aslında Branford Marsalis’in daha katı, Ortodoks bir caz görüşüne sahip Wynton Marsalis ile yine aynı sebepten zamanında tartışmaya düşmüş olması.

Marsalis, Jazz Times dergisine verdiği röportajda, caz ve hip-hop’ı bir araya getiren Robert Glasper ve Kamasi Washington’a dair modern sahne tarafından hiç hoş karşılanmayan birtakım açıklamalarda bulundu.

“Robert Glasper has a limited jazz vocabulary, and that’s not anything he would say is not true. I think it’s in his best interest to do that. Kamasi’s not a jazz player either. He’s a sax player. But his vocabulary is not jazz. It’s some jazz.

This is not something I want to go to war with. But I can listen to a Lester Young record, a Dexter Gordon or Wayne Shorter record, and ask, “Do you hear that lineage in his playing?” If you don’t, what makes it jazz? Improv? We’re back to that illusion again. The success that Kamasi has had—it’s awesome. But the people defending him as a jazz player are not jazz players. They have their own idea of what jazz is, and they are entitled to that. But so am I.”

Robert Glasper’ın caza dair kelime haznesinin sınırlı oluşu, Kamasi Washington’ın caz müzisyeni olmadığı, haznesinde biraz caz olduğu söylemleri üzerine Robert Glasper Instagram üzerinden kendisine cevap verdi. Kamasi Washington’dan bu olan bitene dair bir açıklama görmedim.

 

View this post on Instagram

It's sad that the very people who say they love jazz and supposedly wanna see it live and want more people to know about it are the same people who are killing it..smh… this post is what Brandford Marsalis had to say when asked about me and @kamasiwashington in a interview…how reckless, wrong and bitter sounding can u be??Have you heard my trio recordings??? Obvious not…Damn it sucks when your childhood heroes are afraid of change. Luckily the people who were and are the TRUE gate keepers of this music don't and didn't have that same narrow mind set..I have alot of respect for Brandford but this whole "that's not jazz" shit is wack and totally killing the music. And kills the dreams of young players who wanna have a place in this music and wanna expand it…NO other genre of music has to deal with dumb shit like this on this level..hints why jazz is in the state it's in now. The fact that u need to hear an obvious direct line between my music now and music from 100 years ago is an issue..ITS SUPPOSED TO SOUND DIFFERENT!!! It's Black Music it's in me already I don't need to be blatantly obvious or prove that i know bebob on every song I record.I AM, We ARE black music. I don't need to try so hard to prove what i already am.

A post shared by Robert Glasper (@robertglasper) on

 

Oldukça sert bir biçimde Branford Marsalis’in üslubunu eleştiren Glasper, haklı olduğunu düşündüğüm şekilde kendisine trio kayıtlarını dinleyip dinlemediğini sormuş. Robert Glasper’ın Mood (2004) ve Canvas (2005) albümlerini dinlemenizi rica edeyim öncelikle.

Yaptığı müzikle yüz yıl öncesinin müziği arasında direkt bir bağ kurmasının beklenmesine anlam verememiş, “Zaten farklı duyulması gerek!” diyerek. Bebop bildiğini kanıtlamak için kaydettiği her parçada açık açık bunu yansıtmak zorunda olmadığını belirtiyor. Ve asıl gelmek istediğim noktaya çok net bir şekilde vurgu yapıyor:

“‘Bu caz değil saçmalığı müziği tamamen öldürüyor. Bu müzik içerisinde yer almak isteyen ve onu genişletmek isteyen genç müzisyenlerin hayallerini öldürdüğü gibi. Hiçbir müzik türü bu seviyede saçmalıkla uğraşmak zorunda kalmıyor. Cazın şu an bu hâlde olmasını da açıklayan bir durum.”

Şimdi bu olan biten üzerine Robert Glasper ve Kamasi Washington tarafına yorumlarıyla dahil olanları listelemek istiyorum: Cory Henry, Terrace Martin, Derrick Hodge, Anthony Hamilton, Philip Cornish, Lupe Fiasco, Christian Scott, PJ Morton, Keyon Harrold, James Poyser, E. J. Strickland, Marcus Strickland, Miles Mosley, Shaun Martin, Ledisi, Nicholas Payton, Brandon Coleman, Sean Jones, Makaya McCraven.

Paylaşımı beğenenlerde ise Mark Guiliana, Kendrick Scott, Marcus Gilmore, Aaron Parks, Alfa Mist, James Francies, Walter Smith III, Eric Bloom, Taylor Eigsti gibi isimler var ek olarak.

Modern sahnenin en önemli isimlerinin çoğu yukarıda. Bir nevi tanrılar arası savaş bu. Gelenekselci tarafta hayran olduğumuz, yaptıkları müziklere taptığımız, caz tarihine katkıları yazıyla bitmeyecek Marsalisler (Wynton Marsalis’i de daha önce Christian Scott ile benzer bir tartışmaya girdiği için, Jason Marsalis’i de Jazz Nerds International tartışmasını başlattığı için dahil ediyorum), öbür tarafta ise cazın sınırlarını genişletmiş, farklı türleri ve bakış açılarını içine almış, çok daha farklı boyutlara ulaşan yenilikçi isimler…

Konuya dair gördüğüm en iyi yorum ise bu kadar ayrışmanın, kutuplaşmanın ve kavganın olduğu bir dönemde müzik sahnesinin kendi içinde bölünmesinin gerçekten gerekli olup olmadığı üzerine. Tartışma bir noktada siyahi müziğe bağlanıyor ve siyahilerin yaşadıkları siyasal, toplumsal ve ekonomik sıkıntılar bu kadar ciddiyken ve bir birlikteliğe ihtiyaç varken bu bölünme haklı olarak gereksiz görülüyor. Röportajlarda da sürekli uygulanan bir taktik aslında bu, ortalığı kızıştırmak için sorulan bu tip sorularda o tuzağa yine düşülmemesi gerektiği belirtilmiş bir başka taraftan da.

İşin müzik boyutu düşünüldüğündeyse insan, “Artık izin verin de müzik ilerlesin” demek istiyor. Müzik, yaşadığı ve icra edildiği dönemi ve hatta çok daha ilerisini yansıtırken, dünya çok daha farklı bir çerçevede ele alınırken, hâlâ kalıplaştırma ve etiket koyma çabası, kazanılamayacak gerici bir savaş gibi. Müzisyenlerinse sürekli uğraşmak zorunda kaldığı; bir yere, türe, sınıfa, gruba ya da her ne ise ona dahil edilmeme ve dışarıda bırakılma durumunun sadece yaratıcılığa karşı konulan bir engel olduğunu düşünüyorum.

Müzikologlar işin başından beri müzisyenlerin, yaşadıkları sosyokültürel ve politik çevrelerden etkilenerek, yalnız bireysel değil toplumsal deneyimler doğrultusunda da müziklerini icra ettiklerini söylüyor. Yapılan araştırmalar sonucu günümüzde tüm bu küreselleşme ve ilerleyen teknoloji sayesinde, ana akım siyasi ve toplumsal hareketlerle, gündemdeki tartışmalar ve konularla müziğin ilerleyişi ve gelişimi pozitif bir ilişki içerisinde görünmekte. Cazda siyasallaşmadaki artış; elektronik, hip-hop gibi farklı türler ve kültürlerle gerçekleşen eklemlenmenin önünde bu tip yorumlarla durmaksa cazı gereksiz bir şekilde geriye doğru çekme eyleminden başka bir şey değil gibi görünüyor.

İşin sonunda, herhangi bir kalıba girme ya da sokulma çabası olmaksızın yahut bilgisi sorgulanmaksızın müzisyen, müziğini dilediği gibi icra edebilse keşke. Tercihlere müdahale edilmese, seçilen yollara ağır eleştiriler getirilmese, konu radikalleştikçe gözlemlenen hakaretler hiç olmasa istiyor insan.

Benzer mevzular her köpürdüğünde “Asla bitmeyecek herhalde” dedirtebiliyor. Zira yeniliğe ve farklı seslere karşı direnç her zaman mevcut. Fakat ne olursa olsun, toplumlarda da, müzikte de o muhafazakâr güce karşı ilerleme bir şekilde gerçekleşiyor. Louis Armstrong zamanında nasıl bebop’a karşı pek dolu hissetmiyorduysa, bundan elli yıl sonra Marsalis kardeşlerin bu katı duruşuna da farklı şekilde bakılır belki.

Bu süreçteyse ilerleyenlere, yeniliğe ve gelişmeye taraf olanlara selam olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir